4 Nisan 2012 Çarşamba

Göz Yaşları

Küçük kız ağlıyordu yine içinden. Herşey bu kadar güzelken ve gülümsemek dururken bu gözyaşları neden diye sordu kendine. Gerçekten sevdiği, uğruna herşeyi yapabileceği kimsesi yoktu. Bir muhabbet kuşu vardı eskiden, Masmavi tüyleri ve boncuk gözleriyle yüzünü güldüren, ağladığında göz yaşlarını içen=) Kaybetmişti onu, çok canını yakmıştı 13 yıl sonra onu toprağın kucağına vermek. Sonra bir dostunu kaybetmişti, aslında hala hayatında olan ama yolların ayırdığı bir dostu.Onunla konuşmayı özlemişti, upuzun yollar boyunca yürürken, bazen soğuktan titrerken yaptığı konuşmaları. Göl kenarında yağmurun altında salep içmeyi özlemişti onunla. Belkide tek özlediği gerçekten seven bir dosttu yanında.
Tüm bu kayıpları düşünüp ağlıyordu işte. İçinde bulunduğu kalabalıktan çok uzaktaydı sanki, yalnızdı kalbi. Gerçeklikle arasında bir perde var gibiydi. Gözleri mahzun dalarken uzaklara. Belki güzel bir hatıra vardı baktığı yerde, belki bir kalp kırıklığı, belki o kırmıştı o kalbi istemeden, bilmiyordu. Her şey çok karışıktı. Yaptığı tercihler hayatını yönlendirirken hep aceba diyordu. Herhangi bir yerden okuduğu basit bir cümle geldi aklına. Yaptığımız seçimler, seçmediğimiz şeylerin pişmanlığını yükler omuzlarımıza. Basit bir cümleydi bu, ama doğruydu. tercihler yaptıkça hayata dair hep seçmediği tarafı seçse ne olacağını düşünüyordu. Mutlu olmak bu kadar zor olmamalıydı ama nedne başaramıyprdu. Neden en mutlu anlarını bile gölgeleyen bir duygu vardı içinde, cevabı bilmiyordu ve bu bilmemekten nefret ediyordu.
Gözlerini kapatıp, göz yaşlarını sildi usulca. Her şey güzel olacaktı, olmalıydı! Uykuya dalarken yarının umut getirmesini diledi ve bir günü daha bitirmiş olmanın yorgunluguyla sabah uyandığında hatırlayamacağı maceralara doğru yola koyuldu!